Books

Kazanmak İçin Duruşma Taktikleri

Yargılamanın özünü bir ikna çabası oluşturur. “Gerçeğe ulaşmak” ve “adaleti sağlamak” görünürdeki hedeftir fakat gerçeklik her zaman inşa edilmek zorundadır ve yargılama sırasında taraflardan yargıca, jüriden bizzat hukukun kendisine, birden fazla adalet vardır. Gerçekliğin inşa edilmek zorunda olması ve farklı adalet perspektifleri, hükmü kuracak olan kişi veya kişilerin belli bir gerçeklik ve belli bir adalet konusunda ikna edilmesini gerektirir. Zaten ikna yoksa, avukatlığa da ihtiyaç yoktur. Beğenelim ya da beğenmeyelim, insan bilgisiyle tesis edilebilecek gerçeklik ve adalet, sunumun, takdimin, iknanın, retoriğin adaletidir. Kazanmak İçin Duruşma Taktikleri bu gerçeğin kabulüyle duruşmanın mekanizmasını bir kılavuz formunda ifşa ediyor. ABD uygulaması üzerine kaleme alınan kitap, sadece ABD yargılama pratiğini merak edenleri değil, hukuk bağlamındaki ikna mekanizmasının genel ilkelerini çıkarmak isteyenleri de muhatap alıyor.

 123,00  92,25
Görüntüle
Sepete Ekle

İnsan Hakları Paradoksu: Özne ve Siyaset

Uzun zamandır hukuk ve siyaset ilişkisini insan haklarına gönderme yapmadan konuşamadığımız bir dünyada yaşıyoruz. Bunun, siyaseti insan hakları söyleminin ve hukuki kategorilerin ufku ötesinde kavrama yetimize mal olduğuna ilişkin uyarıların tarihi de çok kısa değil. Öte yandan özellikle son otuz yıldır giderek yükselen özcülük karşıtı sesler, indirgemeci soyutlamalara karşı direnen varolma halleri, eleştirel ama olumlayıcı tekniklerle insan haklarının dilini sürekli olarak yeni baştan kuruyor. Güç ilişkilerinin karmaşıklığı ve sonsuzluğu içinde kimlikler, özneleşme süreçleri, özgürleşme ve direniş olanakları, farklı biçimlerde kavranıyor.

Geleneksel insan hakları söyleminin paradokslarını aşmaya çalışmak yerine, “hakların siyaseten gücünü tanıyan, diğer yandan normatif işlevlerine dair sürekli soru soran, öz-eleştirel, pratik bir tutum”un peşine düşen bu kitap, insan haklarının siyasi değerini yeniden düşünmeye bir çağrı aynı zamanda. Çağdaş düşündeki insan haklarına eleştirel yaklaşımlarla tanışmak ve özcü olmayan bir hak siyasetinin imkânı üzerine düşünmek için güçlü bir davet…

 75,00  56,25
Görüntüle
Sepete Ekle

Hukuk Adına Utanç, Ülkem Adına Acı: Cumhuriyet Gazetesi Davası Savunması

Bu dava dosyası, zamana karşı işlenmiş bir suçun belgesidir. Dosyadaki her bir iddiayı tersine çevirince, gerçeğin kendisiyle karşılaşırız. Suçlayan suçludur, bile isteye kötülüğe niyet etmiştir. Suçlananlar ise masumdur. Suçlananlar sözün, düşüncenin ve özgürlüğün sesi olarak buradadır. Onların adları, yalnızca sanık olarak değil, satır aralarında acı çeken, direnen ve söze sahip çıkan bireyler olarak belirir.

Devletin sayfalar, evraklar, yazışmalar boyunca dur durak bilmeden yayılan sesi, içimizde gerçeğe duyulan özlemi canlandırır. Romanlarda ve filmlerde dramatize edildiği biçimde, uğruna bedeller ödenen bir özlemdir bu. Gazeteciler bu özleme değer verir ve ona dair her şeyi haber yaparlar. Ne haberin sansüre uğraması ne gazetenin baskına uğraması ne de yazarların gece yarısı gözaltına alınması gerçeğin ruhunu yok edebilir. Dava belgeleri suçtan ve suçludan söz ederken anlarız ki burada asıl konu, gerçeğin ta kendisidir. Gazeteciler bunun değeri için kalemlerine sahip çıkarlar.

 55,00  41,25
Görüntüle
Sepete Ekle

Devlet Fikri: Siyaset Kuramına Giriş

Devleti devlet yapan veya devleti ayakta tutan nedir? Tıpkı hukukla ilgili “nedir” sorusunda olduğu gibi, devlet hakkındaki “nedir” sorusu da, en nihayetinde buyurgan bir “olmalıdır” sonucuna varmaktan uzak duramaz. “Devlet nedir?” sorusuna verilecek salt betimsel bir cevap, cevabı kabul edenlerce devletin nasıl olması gerektiğine dair bir talimat olarak anlaşılıp insanların devlete karşı tutumlarını belirleme kapasitesine sahiptir. Bunun sonucunda güce dayalı hayli gerçekçi hatta biraz da eleştirel bir açıklama, siyaset sahnesindeki ahlaksızlığı meşrulaştırmaya aday olabilir.

d’Entréves, devleti güçle açıklamanın panzehri olarak sunulan yasallık koşulunun da esasında güçten uzaklaşmadığını, hukukun ancak güçle var olabildiğini söyleyerek siyaset felsefesi tarihinin daha erken dönemlerinden ödünç aldığı meşruiyet düşüncesini modern dünyaya uyarlamaya çalışıyor. Yazara göre devlet fikri güç, yasallık ve meşruluğu birlikte içerir. Devleti bu üç nitelikten herhangi birini göz ardı ederek açıklamaya yönelen girişimler eksik kalmaya yazgılıdır. Kitap, meşruluğun yasallığa indirgendiği ve yasallığın güçle belirlendiği bir çağda iyiden iyiye yoksullaşan devlet fikrinin hakkını vermeye çalışıyor.

 55,00  41,25
Görüntüle
Sepete Ekle

Özgür İrade? Hukuk, Nörobilim, Psikoloji ve Ötesi

Özgürlük yalnızca hukuki-siyasi değil, aynı zamanda felsefi bir kavramdır. Filozoflar Antik Çağ’dan bu yana “özgür olmanın başlıca koşulu, özgür irade sahibi olmak mıdır?” sorusu üzerine düşünmüş; insan toplumlarının ve kültürlerinin büyük çoğunluğunda karşımıza çıkan, insanın özgür iradeyle donatılmış bir canlı olduğu yargısını tartışmaya açmışlardır. 20. yüzyılda nörobilimcilerin de bu tartışmaya katıldıklarını ve zihin felsefesinin bu çetrefil sorunsalını farklı bir açıdan ele almaya başladıklarını görüyoruz. Bu derlemede yer alan yazılarda hukuk, felsefe, psikoloji, nörobilim, mühendislik gibi çeşitli alanlarda çalışan akademisyenler, özgür irade konusunu farklı açılardan tartışıyorlar ve özgür irade varsayımının bilimsel gelişmeler sonucunda geçersiz kalması ihtimalinin yaratacağı etkileri değerlendirmeye alıyorlar.

 55,00  41,25
Görüntüle
Sepete Ekle

Irkı Mahkemeye Çıkarmak: Amerikan Tarihinde Hukuk ve Adalet

Irklar arası ilişkiler Amerikan tarihinin en önemli ve belki de en utanç verici yönlerinden biridir. Gerek kölelik gerekse ırk temelli ayrımcılık, ABD’de uzun süre yasal dayanaklara sahip olması sebebiyle mahkemeler sıklıkla ırkın başrolde olduğu davalara bakmak durumunda kalmıştır. Elinizdeki kitap, ABD’deki hukuk ve ırk ilişkisine ilişkin en önemli davaları konu eden on iki makaleden oluşuyor. Amistad’dan başlayıp O. J. Simpson’a dek giden bu davalara ilişkin kapsamlı incelemeler yoluyla okur, ABD’de beyaz üstünlüğünü hukukileştiren düzenlemeleri, toplumdaki baskın durumda olan ırkçı kanaatlerin mahkemelerdeki yansımasını, hukuku kullanmak suretiyle ırk ayrımcılığına karşı mücadele olanaklarını, mahkemelerin kimi zaman verdikleri eşitlikçi kararların toplumdaki karşılığı, Amerikan tarihinde beyaz üstünlüğünün yegane hedefinin siyahlar olmadığı gibi hususları görme imkanına sahip oluyor.

 60,00  45,00
Görüntüle
Sepete Ekle

Yaban Kuraldışılık: Spinoza’da Güç ve İktidar

❝Spinoza felsefesi, ontolojik kuruluş kavramına doğru evrildiği için, şeyler dünyasının maddiliğine dokunarak, o muğlak metafizik dayanağı, yeni kültürden alınıp dönüştürülen türümcü artıkları da ortadan kaldırır. Bu dayanak muğlak fakat –varlığın kendiliğindenliği ufkunda bir örgütlenme kriteri oluşturmak için- gerekli bir dayanaktır. Bu bir yanılgı, bir hipostaz, bir muamma mıdır?❞

 60,00  45,00
Görüntüle
Sepete Ekle

Geçmişle Yüzleşme, İmkânlar ve İmkânsızlıklar

Geçmişle Yüzleşme, İmkânlar ve İmkânsızlıklar bir yandan aşina olduğumuz, bir yandan da detaylı düşünmekten kaçındığımız “geçmişle yüzleşme” meselesini ele alıyor. Bu kavram, ağır insan hakları ihlalleriyle dolu bir geçmişin gölgeleriyle hesaplaşmayı amaçlıyor ve geçmişte bozulan adaletin sağlanmasını, toplumsal dayanışmanın yeniden kurulmasını ve demokrasinin güçlendirilmesini hedefliyor.

Bu önemli hedefler, aynı derecede önemli sorulara yol açıyor: Hasarlı geçmişlerin kitlesel bilançosu içinde, sayısız faille ya da failleri onaylayanlarla, bireysel yargılamalar yoluyla nasıl baş edilebilir? Geniş çaplı katliamların olgusal gerçekliği tarihi ve/veya hukuki olarak nasıl yazılabilir? Şu ya da bu tarih ve/veya hukuk yazımı, yaşanan acıları hafifletebilir ya da olmuş olanı değiştirebilir mi? Bir toplum kolektif olarak suçlanabilir ya da aklanabilir mi? Geçmişin hayaletleri toplumsal dayanışmaya ya da yeni bir demokrasi anlayışına izin verir mi?

Geçmişle yüzleşmenin tarihi, hukuki ve siyasi boyutlarını eleştirel bir çabayla birlikte değerlendiren Cansu Muratoğlu, okuru bu zorlu soruları düşünmeye davet ediyor.

 45,00  33,75
Görüntüle
Sepete Ekle

Spinoza Hukukçuya Ne Söyler?

❝Spinoza’nın doğa durumu ve doğa yasalarını gerçek bir doğal hak teorisiyle belirlediği düşüncesinin olası sonuçları yıkıcıdır: Doğa durumunda, başka bir deyişle başlangıç durumunda, kişi kendi kendini belirlemenin –eylemlerini doğru akla göre belirlemenin– mutlak gücüne sahip değildir; buradan çıkan sonuca göre o, ‘kendisine akıldan çok, kör tutkuları rehber edinir’.❞

 45,00  33,75
Görüntüle
Sepete Ekle

Geçmişe İlişkin Suç ve Bugünkü Hukuk

❝Tam da bu, geçmişin bugünü için güncel temeldir. Kurbanların ve faillerin geçmişten söz etmekten korktukları bir nesilden sonra, geçmiş hakkında konuşulmamasını düşünülemez bulan benim neslim ipleri eline aldı. Bu neslin ana akımı bir yandan bizim deneyimlerimiz, düşüncelerimiz, temalarımızken, diğer yandan da bizi şekillendirmiş olan ve hâlâ da meşgul etmeye devam eden geçmiştir.❞

 40,00  30,00
Görüntüle
Sepete Ekle