Görünmeyen Machiavelli

Bazı eserler öylesine ünlenir ki hem yazarının hem de diğer eserlerinin önüne geçer. Hükümdar bunlardan biridir ve Machiavelli’nin tüm yazdıklarını bir yorumlar tekeline mahkum etmiştir. Söylevler de Hükümdar’a karşıt sanılan bir görüşle, ama aynı anlam havuzuna çekilerek okunur ve diğer eserleri göz ardı edilince, öteki Machiavelli de ‘görünmez’ olur. Ezberlerden kurtulmak için, Hükümdar ve Söylevler, edebi ya da değil, Machiavelli’nin diğer metinlerine gönderilerek yorumlanmalıdır. Böylece sığ bir Makyavelizm saplantısını, Hükümdar’da ilkesizce otoriter Söylevler’de ise özgürlükçü sanılan iki ayrı Machiavelli yanılsamasını, ikincisine yakıştırılan ‘cumhuriyetçiliği’ ya da ‘halkçılığı’, bunların üstüne oturtulan ‘karma yönetim’ efsanesini sorgulamak mümkün olur. Bu yaygın okumada, Niccolò Machiavelli’nin Epikurosçu-Lucretiusçu yanı belirir ve idealist-düalist-teleolojik-tabii hukukçu felsefe karşısındaki gerçekçiliği, onu kuşkucular, göreciler, belirlenimciler ya da maddecilerle, İbn Rüşd, Vanini, Montaigne, Spinoza, Sade, Darwin, Marx, Nietzsche… gibi adlarla yönetim-karşıtı bir hat üstüne oturtur. Kendi deyimiyle ‘komik ve trajik tarihçi’ Nicomaco da oradan her hükümdara ve hükümranlık düşkünü ne alaycı ve karamsar bakar.

 350,00  262,50
Görüntüle

Hukukun Yapay Zekâyla İmtihanı

Yapay zekâ gündelik hayatımızda gitgide daha fazla yer edinirken hukuk kuramını, dogmatik hukukun içeriğini ve hukuk uygulamasını dönüştürücü etki yaratması kaçınılmaz. Bu derlemede yapay zekânın biz insanlar açısından bir hasım sayılıp sayılmayacağı, yapay zekâ üzerinden öznelik kavramının yeniden tanımlanıp tanımlanmayacağı, buna bağlı olarak hukuki ve cezai sorumluluğun içerik açısından dönüşüme uğrayıp uğramayacağı gibi tartışmalı konular farklı hukuk disiplinlerinin gözlüğüyle inceleniyor. Yapay zekânın hukuk eğitiminde kullanılması bir diğer inceleme başlığı.

 400,00  300,00
Görüntüle

Latin Batı’da Mülkiyetin Tarihi: Refah, Erdem, Hukuk (Birinci Cilt)

Christopher Pierson Mülkiyetin Tarihi’nde, şu anda sağduyuya ait bir fikir gibi görülen mülkiyet düşüncesinin Latin Batı düşünce tarihinde Antik Yunan’dan Locke’a kadar olan dönemdeki gelişimini ele alıyor. Pierson, herhangi bir şey üzerinde kişilerin münsahır bir tasarruf yetkisine sahip olabilmesine yönelik çok köklü ama bazı açılardan da çok mantıksız bu “mülkiyet hakkı” düşüncesini, savunucularının ve karşıtlarının argümanlarını çözümleyerek aktarırken aynı zamanda argümanlar arasındaki süreklilik ilişkisini de gün yüzüne çıkarıyor.

 450,00  337,50
Görüntüle

Müdafi Yardımından Yararlanma Hakkına Sosyolojik Bir Bakış: Pierre Bourdieu’nün Kavramlarıyla CMK Avukatlığı

Bu kitap, hukuki bir kurum olan CMK avukatlığı ile bu kuruma dahil olan öznelerin kuruma ilişkin davranış, inanç ve algılarına odaklanıyor ve ilgili öznelerin CMK avukatlığı kurumundan nasıl etkilendiğini ve onu nasıl etkilediklerini anlamayı ve açıklamayı amaçlıyor. ‘CMK avukatlığı pratiğini belirleyen ve etkileyen temel etkenler nelerdir? CMK avukatı etkili ve yetkin olarak görülmüyorsa bunun pratikten kaynaklanan sebepleri nelerdir? CMK avukatına karşı bir önyargı var mı? Varsa, bu gerçekten bir önyargı mı?’ sorularının peşinden giden yazarlar, alan araştırmasından ve istatiksel verilerden elde ettikleri verilere dayanarak elde ettikleri bulguları Pierre Bourdieu’nün kavramlarıyla ilişkilendiriliyor.

 350,00  262,50
Görüntüle

Kömür Karası: Soma Katliamı Yargılaması

“Bu 301 kişi neden öldü? Burası çok iyi bir işletme, çok kurumsal bir işletme; size çok güzel para veriyor, çok iyi davranıyor; bütün görevlerinizi yapıyorsunuz, sensörleriniz çok iyi çalışıyor, her şey çok yolunda ve hâlâ o işletmede çalışıyorsunuz, anladım. Patron, tutukluların bile maaşını yatırıyor, sigortasını ödüyor; böyle işletmede çalışılmaz mı, anladım. Her şey çok iyiydi, herkes madende gezdi; sıcak yok, nem yok, koku yok, monoksit yok; patlamalarda işçiler dışarı çıkartılıyor, kimse kimseye sesini yükseltmiyor… Bu 301 kişi niye öldü, sorusunun cevabı yok. Benim anladığım kadarıyla bu saatten sonra bu soruya cevap vermek isteyen yok. Kalkıp sırayla diyeceksiniz ki ‘benim işim değil, benim yetkim değil; ben bilmiyorum, amirim bilir, müdürüm bilir; ben işimi yaptım’. Bunları deyip oturacaksınız ve bunun sizi cezadan kurtaracağını düşüneceksiniz. Eğer gerçekten yeni bir şey söylemek isteyen olursa biz buradayız, ben buradayım”. “Ben buradayım” diyen Av. Selçuk Kozağaçlı ve yine “orada” olan Av. Can Atalay, halen Silivri Cezaevinde. Katliam sanıklarından ise cezaevinde olan tek bir kimse yok. Elinizdeki kitap, Soma yargılamasının ve kimlerin nerede durduğunun unutulmaması için bir özet bırakma çabasıdır.

 550,00  412,50
Görüntüle

İhtimam Etiği ve Hukuk

İhtimam Etiği ve Hukuk, krizlerin egemen olduğu günümüzde birbirimizi unutmaya vardıran farklı düzeydeki ilişkiler problemi karşısında nasıl duracağımıza dair tartışma kapısını açmak isteyen yazarlarca kaleme alındı. İhtimam etiğinin anlamına ve farklı düzlemlerdeki boyutlarına da dikkat çeken kitap, kurumsal düzeydeki ihtimamın örneğini, özellikle hukuk üzerinden sorguluyor ve ihtimam etiği çerçevesinde ortaya çıkabilecek kurumsal yapının nasıl olabileceğini düşünmeye teşvik etmeyi amaçlıyor.

 500,00  375,00
Görüntüle

Sonsuzluğun Portresi: Spinoza ve 17. Yüzyıl Hollanda Resmi

Bu kitap ne yalnızca Spinoza ne de yalnızca resim sanatı hakkındadır. Ama ikisinin ortasında bir yerlerde bir gezgin-ozan uçarılığıyla dolaşarak, felsefenin resmini konuşturur ve resmin felsefesini çizer. Spinoza bize fikirlerin dilsiz suretler değil, sonsuz bütünün tüketilemez gücünün ve bilgisinin aktif ifadeleri olduğunu söylemişti. Peki ya resim sanatı nedir? Onun sonsuzla bağı nereden yakalanabilir, öznesiz bir içkinlik düşüncesiyle yakınlığı nasıl kavranabilir? Spinoza’nın soluduğu havanın renklerine, yani 17. yüzyıl Hollanda resmine odaklanarak Akal’ın peşine düştüğü sorular bunlardır. Burada artık Yüce’nin, Güzel’in, Aşkın’ın bir hükmü kalmaz. Dönemin Hollanda resminin vazgeçilmez teması olan gündelik yaşamın sıradanlığı türlü görünümleriyle, çocukların kafalarından ayıklanan bitlerle, ortalıkta dolaşan kedi ve köpeklerle, dikiş dikenlerle, uyuklayan nöbetçilerle, deşilen kadavralarla, sırıtan ayyaşlarla, diş ağrısından kıvrananlarla, üzüm satanlarla arzı endam eder. Yazar, geçit törenlerinin tek sırasından bihaber bu tekillikler cümbüşüne yalnızca Rembrandt ve Vermeer’ı değil 17. yüzyıl Hollanda resminin kadın ressamlarını da, Spinoza portrelerinin Calvino ve Borges öykülerini hatırlatan serüvenini de, De Stijl okulundan romantiklere ve gerçeküstücülere uzanan türlü Spinozacı sanatçıyı da katarak anlatılmaya değer tek şeyi, yani yaşamı anlatır. Akal’ın sözcükleriyle: Bu metin felsefe ve resim sanatı üzerine değil, bir şimşek anı kadar kısa bir süre içinde kalırken içimize çektiğimiz ve ne olduğunu sezmeye çalıştığımız hayata ve çoğunlukla onun hasmı olan Yasa’ya ilişkindir.

 400,00  300,00
Görüntüle

Düşman Ceza Hukuku: Egemenlik, Persona, Haydutluk

Sosyal-siyasal bütünlüğün bir parçası olmak ya da olmamak Antikite’den bu yana belli başlı kavramların bu konumlara ve statülere atfedilmesiyle ifade buluyor. Grek toplumunun düşük değerli “insansoyu”nu (anthropos) polis düzenine katıp katmama dilemması ile Roma’da hiçbir yasa ile korunmayan yabanıl hayatın medeniyetçe kavranması meseleleri, aradan geçen binyıllara rağmen modernliğin de temel açmazı olarak güncelliğini koruyor. Politik söylemler ve politik eylemler için oluşturulmuş kamusal uzamın hepimizi eşit kılan ortamından mahrum kaldığımız, kendi hesabına bireyler olarak kabul edildiğimiz ama kendinde insan varlığı olarak kabul edilmediğimiz bir toplumdaki görünme biçimimizin, yani farklılıkların, kutsal bütünlüğü bozanların feda edilmesinin tarihi, talihsiz bir uygarlık tarihidir de aynı zamanda: Antik dünden Post-Westphalian bugüne dek.

 200,00  150,00
Görüntüle

Ben Yapmadım, Beynim mi Yaptırdı? Özgür İradeye Nörofelsefi Bir Bakış

Uzun zamandır beyin araştırmaları yapan biri olarak, beyinle ilgili matematik ve teknoloji ile çözemediğim bir noktada takıldığımı fark ettim. Senelerce beynin içinde neler dönüp bittiğini sayısız aletle inceledim. Yüzlerce binlerce satır kod yazıp beynin bize sunduklarını matematik ve bilgisayar yardımıyla anlamaya çalıştım. Ama nafile! Olmuyor da olmuyor! Nasıl olur da insanın o anda canı müzik dinlemek istiyor, nasıl oluyor da bir anda aşık oluveriyorsun, nasıl oluyor da doktora yapmaya ve beynini böyle senelerce sürecek bir tacize alet etmeye karar veriyorsun? Üstelik bundan da zevk alıyorsun. — Önsöz’den

 150,00  112,50
Görüntüle

Hukuk ve Marksizm Rehberi

Berlin Duvarı’nın yıkılmasını izleyen küreselleşmenin zafer gösterileri çok da uzun sürmedi ve kapitalizmin yinelenen krizleri, Marx’a ve Marksizme yönelik geniş çaplı, hiç de şaşırtıcı olmayan bir uyanışa sebep oldu. Sosyal ilişkiler artı-değer üretme ve biriktirme dürtüsü çerçevesinde ortaya çıkmaya devam ettikçe, kapitalist üretim tarzının sistematik eleştirisi de kaçınılmaz olmaya devam ediyor. Hukuk ve Marksizm Rehberi de söz konusu eleştiriyi hukuk ve devlet merkezinde ele alıyor. Rehber’de, Marx ve Engels’e ilaveten Marksist literatürün hukuk eleştirisi ve açıklaması farklı geleneklerden araştırmacılarca işleniyor. Kitapta yer alan yazılar, her şeyden önce Marksist eleştirel araçların çeşitliliğine, çok yönlülüğüne ve şaşırtıcı analitik gücüne tanıklık ediyor. Bu araçlar, kapitalist toplumlarda hukukun, hakların ve devletin rolünü anlamak için her zaman olduğu gibi vazgeçilmezdir.

 600,00  450,00
Görüntüle

Roma Hukuku: Kısa Bir Tarih

Uzun yıllar Roma Hukuku dersleri veren Olga Tellesen-Couperus bu kitapta Roma Hukukunu okuru teknik ayrıntılara boğmadan ana hatlarıyla sunuyor. Sadece hukuk kurallarını ve kuralların uygulanışını değil, aynı zamanda gelişim dönemleri içerisinde hangi siyasal ve toplumsal koşulların bu kuralların yapılması, uygulanması ve değiştirilmesi sonucunu doğurduğunu anlatıyor. Kitap, tarihsel perspektifle sunduğu özlü anlatımı sayesinde Roma Hukukuna dair bütüncül bir imge elde etmek isteyen hukukçu, tarihçi, siyaset bilimci gibi her alandan ilgiliye hitap ediyor.

 220,00  165,00
Görüntüle

Otorite, Hukuk ve Liberalizm: Joseph Raz’ın Felsefesine Giriş

Joseph Raz çağdaş ahlak, hukuk ve siyaset felsefesinin en önemli isimlerindendir. Çağdaş hukuki pozitivizmin önde gelen mimarlarından biri olan Raz, hukukun varlığı ve içeriği için uygulanacak ölçütün ahlaki argümanlara değil, sosyal olgulara dayanması gerektiğini savunmuştur. Bu küçük hacimli kitap, Joseph Raz’ın ahlak, hukuk ve siyaset felsefesini ana hatlarıyla tanıtmayı amaçlıyor. Her bir konuya özgülenen üç bölümden oluşan kitap, 2022 yılında dünyadan ayrılan bu önemli filozofun felsefesine dair nitelikli bir giriş niteliğinde.

 180,00  135,00
Görüntüle

Doğal Hukukçu Hukukbilim

Doğal Hukukçu Hukukbilim, hukuk felsefesi alanındaki en önemli tartışma alanlarından biri olan doğal hukuk düşüncesine dair bir giriş niteliğinde. Kitap, doğal hukuk düşüncesini ve ahlak felsefesini çevreleyen temel meseleler hakkında son derece aydınlatıcı bir izahat sunuyor. Disiplinler arası yaklaşımlarıyla dikkat çeken ve uluslararası tanınırlığa sahip yazarlar, doğal hukukçu düşüncenin tarihini betimlemek yerine, belli bir doğal hukuk okuması sunuyorlar. Kitapta, yirminci yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan “yeni” doğal hukuk teorisinin en büyük isimlerinden bazılarının, mesela bizzat editörler yanında John Finnis ve Robert Alexy’nin kendi doğal hukuk yorum ve yaklaşımlarını bulmak mümkün. Türkçede çokça tartışılmasına rağmen ilgili orijinal metinlerin azlığı dikkate alındığında, Doğal Hukukçu Hukukbilim’in alanın uzmanlarınca yapılan bu çevirisinin İngilizce konuşulan dünyadaki güncel doğal hukuk tartışmalarının önemli bir hattını Türkçe literatüre taşıyarak önemli bir görevi yerine getirdiği söylenebilir.

 300,00  225,00
Görüntüle

Haiti Devrimi’nin Kısa Tarihi

Haiti Devriminin hikayesi, özgürlük ve eşitlik hakkındaki modern fikirlerin kaynağı olarak Batı Avrupa uygarlığını görmek isteyenler için çarpıcı bir hatırlatmadır. ABD’de ve Fransa’da özgürlük ve eşitlik fikirlerini etkili bir dille formüle eden devrimci liderler, Atlantik dünyasında siyahların köleleştirilmesini sürdürmek için ölümüne savaşmaya hazırlardı. “Bu topraklarda köle olamayacağını; köleliğin bu topraklarda sonsuza dek kaldırıldığını” ilan eden ilk anayasa ABD’nin ve devrim Fransası’nın anayasaları değil Toussaint Louverture’ün 1801 Anayasasıydı. Tüm insanların eşit değerde olduğunun tanınması, dünya için gerçekten evrensel bir değerler dizisinin temeli olacaksa, bu ilkenin Fransız Saint-Domingue kolonisindeki Afrika kökenli insanların mücadelelerinin bir sonucu olarak ilk defa açıkça ifade edildiğini teslim etmeliyiz.

 220,00  165,00
Görüntüle

Kadına Karşı Ayrımcılık: Hukuk, Toplum, Devlet ve CEDAW

“Kadınlara karşı ayrımcılık” çok geniş kapsamlı ve disiplinlerarası bir kavram. Bu kitapta yer alan katkılar bu gerçeğin ışığında, kadına karşı ayrımcılık sorununa odaklanan incelemelerden oluşuyor. Ve bu yaklaşım, kadının insan haklarına ilişkin uluslararası temel normatif bir düzenleme olan Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (kısa adıyla CEDAW) bağlamında derinlemesine inceleniyor. Kadınlara karşı ayrımcılığın önlenmesine yönelik Sözleşme ile kurulan bu koruma rejiminin geliştirilerek inşa edilmesi, birkaç yıl sonra yarım yüzyıla varacak, iç devinimi çok yüksek olan bir süreci kapsıyor. Bu devinimin başlıca aktörleri elbette kadınlar, yerel ve uluslararası kadın hakları hareketi ve uluslararası örgütler bünyesinde gerçekleştirilen mücadele. Bu hakların korunması rejiminin ürettiği ve diğer disiplinler alanındaki gelişmeleri dikkate alarak geliştirdiği, kavramsal ve uygulamaya dair önemli bir hak standartları birikimi oluştu. Bu önemli gelişim, bu kitaba katkıda bulunan, uluslararası ve yerel kadın hakları çalışmaları ve hareketi alanında yetkin araştırmacıların farklı başlıklar altında, geniş bir çerçeveye yayılan çalışmalarıyla irdeleniyor. CEDAW hak koruma rejimi, CEDAW Komitesi’nin Genel Tavsiyeleri, Nihai Gözlem Raporları, Komite nezdinde bireysel şikâyet başvurusu ve soruşturma usulleri, bireysel başvurulara ilişkin Komite kararları; özen yükümlülüğü kavramı; geçici özel önlemler ve özel önlemler; toplumsal cinsiyet eşitliği; toplumsal cinsiyete dayalı şiddet; kesişimsellik; Türkiye ve CEDAW bağlarının kurulması ve gelişimi, Türkiye hukukunda CEDAW’a uyma yükümlülüğünün yapıtaşlarının eleştirel olarak değerlendirilmesi kitabın omurgasını oluşturan konular. Kitap, cinsiyete dayalı ayrımcılık konusunda, CEDAW deneyimini değerlendirme bağlamında, Türkçe literatüre önemli bir katkı sağlayacaktır. Bu kitap, İstanbul Bilgi Üniversitesi, İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi bünyesinde, uzman araştırmacılar Gökçeçiçek Ayata ve Sevinç Eryılmaz tarafından yürütülen, Federal Almanya Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu tarafından desteklenen “Hukukçular için CEDAW Okuryazarlığı” başlıklı proje kapsamında hazırlandı.

 265,00  198,75
Görüntüle

Sözün İkiz Çocukları: Edebiyat ve Hukuk İlişkisi

Elinizde tuttuğunuz bu kitap, tükenmiş olan “Edebiyat, Hukuk ve Sair Tuhaflıklar” adlı derlemede Cemal Bâli Akal ve Yalçın Tosun’a ait olanlardan ve onlara eklenmiş altı yazıdan oluşuyor.

Edebiyat ve hukuk, “Sözün İkiz Çocukları” onlar… Aralarındaki ilişki yüzyıllar öncesinden bu yana araştırılıyor, üzerine düşünülüp eserler veriliyor. Bazen düşman kesiliyorlar birbirlerine, anlayamıyorlar. Bazense beklenmedik bir yakınlık duyuyorlar, kan çekmesi misali. Sonra geçiyor ama. Çünkü ne kadar yakın bir kaynaktan doğmuş olurlarsa olsunlar, hatta benzeyen yönlerinin altı sıklıkla çizilse de bir çekişme olduğu gerçek aralarında. Hangisi önce doğmuştur mesela, hangisinin sözü daha çok geçer, hangisi daha fazla ciddiye alınır ya da önemser ciddiye alınmayı?

Hangisi ebeveynlerinin göz bebeğidir? Hangisi kendiyle dalga geçmeyi bilir, hangisi asık suratlı hangisi meraklı gözlerle bakar dünyaya. Peki siz hangi kardeşin yanında dururdunuz, zorunda kalsaydınız?

 180,00  135,00
Görüntüle

101 Soruda 15 Temmuz Yargısı

Bir siyasi iktidarın kendi ülkesinde “terminatör” gibi davranarak devletin temeli olan hukuku ve yargıyı paramparça etmesi çok sık rastlanan bir durum değildir. Hukuk ve yargı düzeni paramparça edilince, gün gelir herkes hukuksuzluk ve şiddette eşitlenerek bundan nasibini alır. Üstünlerin hukukuna göre cezasız kalan şiddet, zamanla toplumun üzerine çöker ve yaygınlaşır. Hukuksuzluk ve yaydığı şiddet ise tıpkı bir taşın suya atılması gibi, dalga dalga yayılarak toplumsal çürümeye yol açar. Türkiye’de yaşanan budur.

 165,00  123,75
Görüntüle

Doğal Hukuk: Hukuk Felsefesine Bir Giriş

Doğal Hukuk: Hukuk Felsefesine Bir Giriş, doğal hukukun tarihine ve günümüzde de devam eden felsefi değerine dair önemli bir çalışmadır. D’Entreves, doğal hukukun gelişimine katkıda bulunan üç farklı kaynağı işaret eder: Roma hukukunun öğretileri, Hıristiyanlığın hukuka ilişkin inançları ve Aydınlanma’nın eşitlikçi ve devrimci teorileri. Yazar, bu üç önemli kaynağı doğal hukukun bir tarihini sunmak için öne çıkarmaz. Ona göre tarihsel gelişime tabi sürekli bir doğal hukuk düşüncesi yoktur; bilakis çok farklı doğal hukuklar vardır. Öyleyse bu tespitin ardından yapılması gereken, bütün bu farklılıklara rağmen gördüğü hangi işlevin doğal hukuku farklı biçimler-de de olsa sürekli hukukbilimin merkezine getirdiğidir. Son kırk yılda Anglo-Amerikan hukuk teorisinin seyrinde iz bırakmış olan Doğal Hukuk artık klasikleşmiş bir çalışma olarak kabul ediliyor. Kitap, modern hukukun ve siyasetin temel öğeleri olarak kabul edilen birçok konunun, esasen geleneksel olarak doğal hukuk başlığı altında tartışılmış olan konular olduğunu belirterek, okuru, doğal hukuk düşüncesinin hakkını vermeye çağırıyor.

 180,00  135,00
Görüntüle

Doğa ve Evrim

Biyolojik evrim ya da kısaca adlandırıldığı şekliyle evrim, yeryüzündeki canlıların belli mekanizmalar dâhilinde değişip dönüşmeleri olgusunu ifade eder. Bu içeriğiyle evrim, bir kuram değil bir olgudur. Bu olgu tarihin çok erken dönemlerinden bu yana farklı düşünürler tarafından gözlemlenmiş, anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Evrim olgusunu yönlendiren başlıca mekanizmalardan birisi olan doğal seçilimin Charles Darwin tarafından ortaya konulması, bu düşünsel hattın önemli aşamalarından biridir. Ancak evrimi anlama ve anlamlandırma yolundaki çaba orada başlamaz, çok daha gerilere uzanır. Bu derleme Anaksimandros ve Epikuros’tan başlayan, El Câhız ve İbn Tufeyl’den geçen, Machiavelli, Humboldt ve Nietzsche’ye uğrayan, Subhi Edhem’i ve W.D. Hamilton’u kapsayarak Peter Singer’a uzanan bir çizgide, evrim düşüncesine yapılmış katkılardan bir seçki sunuyor.

 275,00  206,25
Görüntüle

Yargının Kökleri: Başlangıç Toplumlarında ve Erken Devlette Yargının Biçimlenişi

İnsanların toplumlar hâlinde yaşamalarını, kurumlar oluşturmalarını, kurallara riayet etmelerini ve kurulan bu düzenin idamesi için kullandıkları yöntemleri anlayabilmek için devletli toplumların öncesine gidilmelidir. Yazının icat edilmesi gibi devletin ortaya çıkışı da insanlık tarihi ölçeğinde hayli geç bir zaman diliminde gerçekleşmiştir. Şüphesiz bu iki gelişme ile insanlık, daha öncesinde olduğundan çok daha farklı bir noktaya, çok daha hızlı bir şekilde gelmiştir. Ancak yine de devlet örgütünün günümüzde eriştiği güce, yeteneğe ve karmaşıklığa rağmen insanlığın bunu aşamayacağı ve devletli toplum ile onun hukukunun ilelebet var olmaya devam edeceği söylenemez. Hukukiliğin, toplumsallığın ayrılmaz bir niteliği olduğu görüşünün sonucu olarak, ‘kamu hukuku’ çalışmaları devlet öncesi başlangıç toplumlarını da içermelidir. Hatta böyle bir yaklaşımın devlet sonrası muhtemel toplum biçimlerini de kapsayabilecek genişlikte olması gerekir. Yargının Kökleri, modernliğin sunduğu hukuk anlayışımızı değiştirmeye aday böyle bir antropolojik yaklaşıma önemli bir katkı sunuyor.

 300,00  225,00
Görüntüle

Kazanmak İçin Duruşma Taktikleri

Yargılamanın özünü bir ikna çabası oluşturur. “Gerçeğe ulaşmak” ve “adaleti sağlamak” görünürdeki hedeftir fakat gerçeklik her zaman inşa edilmek zorundadır ve yargılama sırasında taraflardan yargıca, jüriden bizzat hukukun kendisine, birden fazla adalet vardır. Gerçekliğin inşa edilmek zorunda olması ve farklı adalet perspektifleri, hükmü kuracak olan kişi veya kişilerin belli bir gerçeklik ve belli bir adalet konusunda ikna edilmesini gerektirir. Zaten ikna yoksa, avukatlığa da ihtiyaç yoktur. Beğenelim ya da beğenmeyelim, insan bilgisiyle tesis edilebilecek gerçeklik ve adalet, sunumun, takdimin, iknanın, retoriğin adaletidir. Kazanmak İçin Duruşma Taktikleri bu gerçeğin kabulüyle duruşmanın mekanizmasını bir kılavuz formunda ifşa ediyor. ABD uygulaması üzerine kaleme alınan kitap, sadece ABD yargılama pratiğini merak edenleri değil, hukuk bağlamındaki ikna mekanizmasının genel ilkelerini çıkarmak isteyenleri de muhatap alıyor.

 300,00  225,00
Görüntüle

İnsan Hakları Paradoksu: Özne ve Siyaset

Uzun zamandır hukuk ve siyaset ilişkisini insan haklarına gönderme yapmadan konuşamadığımız bir dünyada yaşıyoruz. Bunun, siyaseti insan hakları söyleminin ve hukuki kategorilerin ufku ötesinde kavrama yetimize mal olduğuna ilişkin uyarıların tarihi de çok kısa değil. Öte yandan özellikle son otuz yıldır giderek yükselen özcülük karşıtı sesler, indirgemeci soyutlamalara karşı direnen varolma halleri, eleştirel ama olumlayıcı tekniklerle insan haklarının dilini sürekli olarak yeni baştan kuruyor. Güç ilişkilerinin karmaşıklığı ve sonsuzluğu içinde kimlikler, özneleşme süreçleri, özgürleşme ve direniş olanakları, farklı biçimlerde kavranıyor.

Geleneksel insan hakları söyleminin paradokslarını aşmaya çalışmak yerine, “hakların siyaseten gücünü tanıyan, diğer yandan normatif işlevlerine dair sürekli soru soran, öz-eleştirel, pratik bir tutum”un peşine düşen bu kitap, insan haklarının siyasi değerini yeniden düşünmeye bir çağrı aynı zamanda. Çağdaş düşündeki insan haklarına eleştirel yaklaşımlarla tanışmak ve özcü olmayan bir hak siyasetinin imkânı üzerine düşünmek için güçlü bir davet…

 275,00  206,25
Görüntüle

Hukuk Adına Utanç, Ülkem Adına Acı: Cumhuriyet Gazetesi Davası Savunması

Bu dava dosyası, zamana karşı işlenmiş bir suçun belgesidir. Dosyadaki her bir iddiayı tersine çevirince, gerçeğin kendisiyle karşılaşırız. Suçlayan suçludur, bile isteye kötülüğe niyet etmiştir. Suçlananlar ise masumdur. Suçlananlar sözün, düşüncenin ve özgürlüğün sesi olarak buradadır. Onların adları, yalnızca sanık olarak değil, satır aralarında acı çeken, direnen ve söze sahip çıkan bireyler olarak belirir.

Devletin sayfalar, evraklar, yazışmalar boyunca dur durak bilmeden yayılan sesi, içimizde gerçeğe duyulan özlemi canlandırır. Romanlarda ve filmlerde dramatize edildiği biçimde, uğruna bedeller ödenen bir özlemdir bu. Gazeteciler bu özleme değer verir ve ona dair her şeyi haber yaparlar. Ne haberin sansüre uğraması ne gazetenin baskına uğraması ne de yazarların gece yarısı gözaltına alınması gerçeğin ruhunu yok edebilir. Dava belgeleri suçtan ve suçludan söz ederken anlarız ki burada asıl konu, gerçeğin ta kendisidir. Gazeteciler bunun değeri için kalemlerine sahip çıkarlar.

 200,00  150,00
Görüntüle

Devlet Fikri: Siyaset Kuramına Giriş

Devleti devlet yapan veya devleti ayakta tutan nedir? Tıpkı hukukla ilgili “nedir” sorusunda olduğu gibi, devlet hakkındaki “nedir” sorusu da, en nihayetinde buyurgan bir “olmalıdır” sonucuna varmaktan uzak duramaz. “Devlet nedir?” sorusuna verilecek salt betimsel bir cevap, cevabı kabul edenlerce devletin nasıl olması gerektiğine dair bir talimat olarak anlaşılıp insanların devlete karşı tutumlarını belirleme kapasitesine sahiptir. Bunun sonucunda güce dayalı hayli gerçekçi hatta biraz da eleştirel bir açıklama, siyaset sahnesindeki ahlaksızlığı meşrulaştırmaya aday olabilir.

d’Entréves, devleti güçle açıklamanın panzehri olarak sunulan yasallık koşulunun da esasında güçten uzaklaşmadığını, hukukun ancak güçle var olabildiğini söyleyerek siyaset felsefesi tarihinin daha erken dönemlerinden ödünç aldığı meşruiyet düşüncesini modern dünyaya uyarlamaya çalışıyor. Yazara göre devlet fikri güç, yasallık ve meşruluğu birlikte içerir. Devleti bu üç nitelikten herhangi birini göz ardı ederek açıklamaya yönelen girişimler eksik kalmaya yazgılıdır. Kitap, meşruluğun yasallığa indirgendiği ve yasallığın güçle belirlendiği bir çağda iyiden iyiye yoksullaşan devlet fikrinin hakkını vermeye çalışıyor.

 265,00  198,75
Görüntüle

Özgür İrade? Hukuk, Nörobilim, Psikoloji ve Ötesi

Özgürlük yalnızca hukuki-siyasi değil, aynı zamanda felsefi bir kavramdır. Filozoflar Antik Çağ’dan bu yana “özgür olmanın başlıca koşulu, özgür irade sahibi olmak mıdır?” sorusu üzerine düşünmüş; insan toplumlarının ve kültürlerinin büyük çoğunluğunda karşımıza çıkan, insanın özgür iradeyle donatılmış bir canlı olduğu yargısını tartışmaya açmışlardır. 20. yüzyılda nörobilimcilerin de bu tartışmaya katıldıklarını ve zihin felsefesinin bu çetrefil sorunsalını farklı bir açıdan ele almaya başladıklarını görüyoruz. Bu derlemede yer alan yazılarda hukuk, felsefe, psikoloji, nörobilim, mühendislik gibi çeşitli alanlarda çalışan akademisyenler, özgür irade konusunu farklı açılardan tartışıyorlar ve özgür irade varsayımının bilimsel gelişmeler sonucunda geçersiz kalması ihtimalinin yaratacağı etkileri değerlendirmeye alıyorlar.

 265,00  198,75
Görüntüle

Irkı Mahkemeye Çıkarmak: Amerikan Tarihinde Hukuk ve Adalet

Irklar arası ilişkiler Amerikan tarihinin en önemli ve belki de en utanç verici yönlerinden biridir. Gerek kölelik gerekse ırk temelli ayrımcılık, ABD’de uzun süre yasal dayanaklara sahip olması sebebiyle mahkemeler sıklıkla ırkın başrolde olduğu davalara bakmak durumunda kalmıştır. Elinizdeki kitap, ABD’deki hukuk ve ırk ilişkisine ilişkin en önemli davaları konu eden on iki makaleden oluşuyor. Amistad’dan başlayıp O. J. Simpson’a dek giden bu davalara ilişkin kapsamlı incelemeler yoluyla okur, ABD’de beyaz üstünlüğünü hukukileştiren düzenlemeleri, toplumdaki baskın durumda olan ırkçı kanaatlerin mahkemelerdeki yansımasını, hukuku kullanmak suretiyle ırk ayrımcılığına karşı mücadele olanaklarını, mahkemelerin kimi zaman verdikleri eşitlikçi kararların toplumdaki karşılığı, Amerikan tarihinde beyaz üstünlüğünün yegane hedefinin siyahlar olmadığı gibi hususları görme imkanına sahip oluyor.

 265,00  198,75
Görüntüle

Yaban Kuraldışılık: Spinoza’da Güç ve İktidar

❝Spinoza felsefesi, ontolojik kuruluş kavramına doğru evrildiği için, şeyler dünyasının maddiliğine dokunarak, o muğlak metafizik dayanağı, yeni kültürden alınıp dönüştürülen türümcü artıkları da ortadan kaldırır. Bu dayanak muğlak fakat –varlığın kendiliğindenliği ufkunda bir örgütlenme kriteri oluşturmak için- gerekli bir dayanaktır. Bu bir yanılgı, bir hipostaz, bir muamma mıdır?❞

 300,00  225,00
Görüntüle

Geçmişle Yüzleşme, İmkânlar ve İmkânsızlıklar

Geçmişle Yüzleşme, İmkânlar ve İmkânsızlıklar bir yandan aşina olduğumuz, bir yandan da detaylı düşünmekten kaçındığımız “geçmişle yüzleşme” meselesini ele alıyor. Bu kavram, ağır insan hakları ihlalleriyle dolu bir geçmişin gölgeleriyle hesaplaşmayı amaçlıyor ve geçmişte bozulan adaletin sağlanmasını, toplumsal dayanışmanın yeniden kurulmasını ve demokrasinin güçlendirilmesini hedefliyor.

Bu önemli hedefler, aynı derecede önemli sorulara yol açıyor: Hasarlı geçmişlerin kitlesel bilançosu içinde, sayısız faille ya da failleri onaylayanlarla, bireysel yargılamalar yoluyla nasıl baş edilebilir? Geniş çaplı katliamların olgusal gerçekliği tarihi ve/veya hukuki olarak nasıl yazılabilir? Şu ya da bu tarih ve/veya hukuk yazımı, yaşanan acıları hafifletebilir ya da olmuş olanı değiştirebilir mi? Bir toplum kolektif olarak suçlanabilir ya da aklanabilir mi? Geçmişin hayaletleri toplumsal dayanışmaya ya da yeni bir demokrasi anlayışına izin verir mi?

Geçmişle yüzleşmenin tarihi, hukuki ve siyasi boyutlarını eleştirel bir çabayla birlikte değerlendiren Cansu Muratoğlu, okuru bu zorlu soruları düşünmeye davet ediyor.

 165,00  123,75
Görüntüle

Spinoza Hukukçuya Ne Söyler?

❝Spinoza’nın doğa durumu ve doğa yasalarını gerçek bir doğal hak teorisiyle belirlediği düşüncesinin olası sonuçları yıkıcıdır: Doğa durumunda, başka bir deyişle başlangıç durumunda, kişi kendi kendini belirlemenin –eylemlerini doğru akla göre belirlemenin– mutlak gücüne sahip değildir; buradan çıkan sonuca göre o, ‘kendisine akıldan çok, kör tutkuları rehber edinir’.❞

 180,00  135,00
Görüntüle

Geçmişe İlişkin Suç ve Bugünkü Hukuk

❝Tam da bu, geçmişin bugünü için güncel temeldir. Kurbanların ve faillerin geçmişten söz etmekten korktukları bir nesilden sonra, geçmiş hakkında konuşulmamasını düşünülemez bulan benim neslim ipleri eline aldı. Bu neslin ana akımı bir yandan bizim deneyimlerimiz, düşüncelerimiz, temalarımızken, diğer yandan da bizi şekillendirmiş olan ve hâlâ da meşgul etmeye devam eden geçmiştir.❞

 40,00  30,00
Görüntüle

Hukuk Nedir?

Hukuk nedir? Cevap fazlasıyla açık ve basit gibi görünüyor. Oysa Cemal Bali Akal’ı tanıyan okuyucular, bu kitapta “hukuk şudur ya da budur” gibi beylik cevaplara yer verilmediğini tahmin etmiş olmalılar. Bu tahminlerinde de haklılar. Benzer sözcüklerin tarihte hiç değişmeden kalan benzer anlamlara sahip olduklarına ilişkin inancın, insanı kolaycı çözümlere yönelten vahim bir hata olduğunu gösteriyor ve ezberci “bir” hukuk tanımına karşı çıkıyor Akal. Yine kendisinden bekleneceği gibi, bir yandan hayatın sonsuz değişkenliği içinde metafizik cevapların yetersizliğini gösterirken, diğer yandan farklı tüm hukukların ortak aslî unsurlarını yakalama arayışından vazgeçmiyor. İdealist genel kabulleri, hâkim muhafazakâr anlayışları ve ataerkil zihniyeti kuşkuyla karşılayıp literatürdeki önemli bir boşluğu dolduran bu arayışa ortak olmak isteyenler için.

 350,00  262,50
Görüntüle

Beyaz Perdede Kirli Yargılama

❝Yargılama filmlerinin neredeyse hiç çekilmediği ülkelerde sorulması gereken ve cevapları birbirine bağlı sorular ise şunlardır: Neden böyle filmlere sinemacılar ilgi göstermez ya da gösteremez? Neden kitleler beyaz perdede şu ya da bu hukuku, onun adalet anlayışını, yargılamalar temelinde ele alan filmleri izlemeye hevesli değildir? Önce sinemacıların ve hukukçuların, sonra herkesin cevaplaması gereken sorular.❞

 200,00  150,00
Görüntüle

Spinoza Daima

❝Ama “hiç ağlamayan”, bir neşe etiğini ondan önce de sonra da hiç kimsenin düşünmediği gibi düşünen ve hangi biçimi almış olursa olsun, çileci ideali parça parça eden, “hiçbir tanrısal varlık, kıskanç biri dışında hiç kimse benim güçsüzlüğümden ve bahtsızlığımdan haz alamaz; ondan başka hiç kimse gözyaşlarını, hıçkırıkları, korkuyu ve güçsüz bir ruh halinin belirtileri olan başka şeyleri erdem sayamaz” diye yazan Spinoza, aynı zamanda, insanın bahtsızlığına hiç gülmeyen kişidir: “İnsanların eylemleriyle alay etmemek, onlara acımamak, onlardan nefret etmemek, onları anlamak”. Tam da Celan’ın şiirinde, Spinoza, genç Albilili kadın için bir gözyaşı perdahlar.❞

 200,00  150,00
Görüntüle

Hukuk ve Disiplin: Modern Toplumda Hukuka Uymanın Dayanakları

❝Hukuka nasıl ve hangi mekanizmaların zorlamasıyla uyduğumuzu anlamaya çalışmak, hukuk karşısında ahlâkî bir duyarlık geliştirmenin ilk basamağıdır. Nasıl sorusu, bizi benliğimizdeki karmaşık örgüden haberdar eder. Alışkanlıktan mı, menfaatten mi, korkudan mı, sevgiden mi, yoksa bilincinde olmadığımız bir zamana ait bir duygudan mı hukuka uymaktayız? Bu karmaşık etkiler hakkında edineceğimiz bilgi, bireysel ahlâk açısından önemlidir. Ancak bilgi ve ahlâk, zorunlu bileşenler değildirler. Ve bilgi pek az durumda insana ahlâk da getirmiştir.❞

 265,00  198,75
Görüntüle

Film Gibi Hukuk

❝Türkiye sinemasında yargılama filmlerinin neredeyse yokluğunun en önemli nedeni, hukukun, devlet eliyle toplum kuruculuğu ve toplumdan ayrı düşünülememesi, gündelik yaşamda istisnai bir hal olmayıp tüm yaşamın göbeğinde yer alması, insanın başına bir şey gelmediği sürece uzak durulan değil, her alanda ve anlamda uzak durulamayacak kadar yaşamsal olması gibi konularda yurttaşların bilgisizliği ve ilgisizliği nedeniyle sinemacıların bu alandan uzak durmuş olması olabilir.❞

 180,00  135,00
Görüntüle

Aykırı Spinoza: Gündem (deki / dışı) Çeşitlemeler

❝Spinozacılık, modernlik eleştirisinde daima bir referans noktasını temsil eder; şimdi-buradalığın güçleri olan bir kolektif özne, sevgi ve beden anlayışını Descartes’tan Hegel ve Heidegger’e kadar modern kavramını biçimlendiren özne-birey, dolayım ve aşkınsal anlayışına karşı konumlandırır.❞

 180,00  135,00
Görüntüle

Düşmanı Yargılamak

❝Öteki’yi mutlak kurban, kendini ise bundan azade ilan ederek hatalarını, kabahatlerini ve suçlarını kabul etmekten kaçınıp kendi kendilerine ürettikleri ve esiri oldukları kötülük nesnelerinin korkusuyla yaşam sürüp bunların tümünden şiddet yoluyla kurtulmak istiyorlar.❞

 130,00  97,50
Görüntüle

Nazi Almanyası’nda Hukuk: İdeoloji, Fırsatçılık ve Adaletin Saptırılması

❝Nazi Almanyası örneğinin toplumumuza ayna tutma görevi göremeyecek kadar aşırı olduğunu iddia etmek caziptir. Ama Almanların da bir zamanlar Rechtsstaat’ları ile büyük gurur duyduğunu ve hiçbir toplumun vahim koşullarda hukukun yozlaşmasından muaf olmadığını hatırlamak, aynı derecede önemlidir.❞

 265,00  198,75
Görüntüle

Yabanın İhtiyatı: Spinoza’da Tutkular ve Politika

❝Spinoza’nın mirasından ikisini vurgulamak gerekir: muzaffer modernitenin politikasızlaştırılmış dünyası karşısında varolma gücümüzü geliştirmeye ve özümüzü genişletmeye yönelik üstün bir yol olarak politikanın övülmesi ile tarihî gerçekliğimize karşılık gelen topyekûn hakimiyet ve güç istencinin mutlak emrediciliği karşısında, çelişkili biçimde özgürlüğe dair o eski politik ideali koruyan ve gerçekleştiren ‘impolitik’ davranış ve buluşmalar lehine “’arazinin terki’ zorunluluğu.❞

 180,00  135,00
Görüntüle

Test Ürün 12 Mayıs 2025

Bu kitap, hukuki bir kurum olan CMK avukatlığı ile bu kuruma dahil olan öznelerin kuruma ilişkin davranış, inanç ve algılarına odaklanıyor ve ilgili öznelerin CMK avukatlığı kurumundan nasıl etkilendiğini ve onu nasıl etkilediklerini anlamayı ve açıklamayı amaçlıyor. ‘CMK avukatlığı pratiğini belirleyen ve etkileyen temel etkenler nelerdir? CMK avukatı etkili ve yetkin olarak görülmüyorsa bunun pratikten kaynaklanan sebepleri nelerdir? CMK avukatına karşı bir önyargı var mı? Varsa, bu gerçekten bir önyargı mı?’ sorularının peşinden giden yazarlar, alan araştırmasından ve istatiksel verilerden elde ettikleri verilere dayanarak elde ettikleri bulguları Pierre Bourdieu’nün kavramlarıyla ilişkilendiriliyor.

 1,00  0,75
Görüntüle

Hukuk ya da Kukla Tiyatrosu: Edebiyat ve Hukuk

… her despotizmde mutlaka olduğu gibi, bu tür düzenlerin savunucuları, hasımlarının hesabını görmek için hukuku bir karikatüre dönüştürürler. Elbette hukuk hep bir sosyal yapılanmanın hukukudur, otonom değil heteronomdur. Tarih boyunca eşitsizliklerin üstüne oturur. Ancak baskı dönemlerinde bu eşitsizlikler gizlenemez olur. Hukuk genelde ondan beklenen görece otonomiyi bütünüyle kaybeder, meşruiyet perdesi ardındaki güç ve şiddet tüm çıplaklığıyla öne çıkar. O zaman yargılama da, sayısız örneği tarihte görüldüğü gibi, savunma imkânının pervasızca yok edildiği, usulsüzlüğün çirkince sırıttığı bir süreç olur: Bedensel-zihinsel özerkliği tehdit sayan bir çıkarcılık, gaddarlık, budalalık ve bilgisizlik karışımı; sözde yüce amaçlar adına, ama asla tekil yarar adına değil…

 165,00  123,75
Görüntüle
Merkez Mah. Perihan Sok. No:67/2, Emin Bey Apt. Şişli / İSTANBUL
+90 (212) 230 95 96
Hafta İçi: 09:00-17:00 | Cumartesi: 10:00-16:00
medya@zoekitap.com
Zoe Kitap, Hukuk, Siyaset Bilimi, Felsefe, Sosyoloji, Antropoloji gibi sosyal bilim disiplinlerinin telif ya da çeviri kuramsal eserlerini okura ulaştırma hedefiyle yola çıktı. Bu hedefte yayınevinin gözeteceği temel ilke, uzun süre ihmal edilmiş ama artık farkına varılmış bir kuramsal eksikliği kayda değer eserler ve nitelikli çevirilerle gidermekte pay sahibi olmaktır.
Yazar / Çevirmen / Stajyer
Kitabınızı yayımlatmak, yayınevimizde çevirmenlik veya stajyerlik yapmak istiyorsanız: